12 Ağustos 2017 Cumartesi

Dinle(ye)meme Sorunsalı



 Son zamanlarda sıkça karşılaştığım olaylar, içinde bulunduğum ortamlar bana gayet açık ve net bir şekilde karşımızdaki insanı anlamaktan ziyade, çok bariz bir dinleme problemimiz olduğunu da gösterdi.

 ‘’ Konuşmanın yeterli olmadığı zamanlarda, saf masumiyetin sessizliği ikna edicidir.’’ diyor William Shakespeare. Öyle ki, bir insan bizimle bir derdini veya bir tecrübesini paylaşmak istiyor ve başlıyor anlatmaya. Tam bu sıralarda en can alıcı noktaya geliyoruz. İstemli veya istemsiz verdiğimiz karşılıklar, karşımızdaki insanın hevesini yerle bir edecek düzeyde. Daha konuşmasını bitirmeden başlıyoruz ‘’aaa, evet benim de öyle bir problemim var, dur anlatayım…’’, ‘’aaa, evet benim de başımdan öyle bir şey geçti..’’. Ne yapıyoruz abi biz? Adam daha konuşmasını bitiremedi, daha içini dökecek, daha paylaşacak, belki de sonunda bir nebze rahatlayacak. Otur bir dinle! Hele bir bitirsin sen de başlarsın anlatmaya. Bu noktada hangi mekanizmamızın devreye girdiğini kestiremiyorum fakat bariz bir dinleme sorunumuzun olduğunun da açıkça farkındayım.

 Çoğu zaman karşımızdaki insan bize içini dökerken sonucunda bir telkin de beklemez, bunu ayrıca belirteyim. Onun isteği içindeki dönen kargaşayı biraz da olsa dışarı aktarmak ve bunun sonucunda kısa veya uzun süreli bir rahatlama moduna geçmektir. Örneklemek gerekirse, size sevgilimden ayrıldım, çok mutsuzum diyen bir arkadaşınıza, ‘’sorun değil canım, yenisini bulursun, yakışıklı adamsın/güzel kızsın, hem ben de yaşadım aynı şeyleri, sana sevgili mi yok’’ dediğiniz anda emin olun ki ona daha çok zarar veriyorsunuz. Ona ne lan o saatte sen de aynı şeyleri yaşadıysan, o da biliyor başka birini bulabileceğini, ama acısı taze ve sadece anlatmak istiyor.

 Hâlbuki o bunları anlattığı esnada omzuna hafifçe bir dokunup, ‘’anlıyorum seni’’ dermişçesine yavaşça bir kafanızı sallasanız ve ortam garip ama rahatlatıcı bir sessizliğe bürünse, işler bambaşka bir hal alır. Öncelikle o kişi dinlendiğini ve anlaşıldığını anlar, onunla hemhal olunduğunu düşünür, sözlerinin değer bulduğunu, dinlenildiğini hisseder. Onlarca boş söz yerine, sessizliği, beden dilini veya birkaç samimi kelimeyi tercih edebiliriz. Samimiyetimizi kaybettikçe, maalesef, karşımızdaki insanı dinleme ve anlama yetimizi de kaybediyoruz.


 Epiktetos diyor ki: ‘’ Bir güzel söz söyleme sanatı varsa, bir de güzel anlama ve dinleme sanatı vardır.’’. Allah bize dinlemesini bilen kullar olmayı nasip eylesin. Selametle.