Dinle(ye)meme Sorunsalı
Son zamanlarda sıkça karşılaştığım olaylar,
içinde bulunduğum ortamlar bana gayet açık ve net bir şekilde karşımızdaki
insanı anlamaktan ziyade, çok bariz bir dinleme problemimiz olduğunu da
gösterdi.
‘’ Konuşmanın yeterli olmadığı zamanlarda, saf
masumiyetin sessizliği ikna edicidir.’’ diyor William Shakespeare. Öyle ki, bir
insan bizimle bir derdini veya bir tecrübesini paylaşmak istiyor ve başlıyor
anlatmaya. Tam bu sıralarda en can alıcı noktaya geliyoruz. İstemli veya
istemsiz verdiğimiz karşılıklar, karşımızdaki insanın hevesini yerle bir edecek
düzeyde. Daha konuşmasını bitirmeden başlıyoruz ‘’aaa, evet benim de öyle bir
problemim var, dur anlatayım…’’, ‘’aaa, evet benim de başımdan öyle bir şey
geçti..’’. Ne yapıyoruz abi biz? Adam daha konuşmasını bitiremedi, daha içini
dökecek, daha paylaşacak, belki de sonunda bir nebze rahatlayacak. Otur bir
dinle! Hele bir bitirsin sen de başlarsın anlatmaya. Bu noktada hangi
mekanizmamızın devreye girdiğini kestiremiyorum fakat bariz bir dinleme
sorunumuzun olduğunun da açıkça farkındayım.
Çoğu zaman karşımızdaki insan bize içini
dökerken sonucunda bir telkin de beklemez, bunu ayrıca belirteyim. Onun isteği
içindeki dönen kargaşayı biraz da olsa dışarı aktarmak ve bunun sonucunda kısa
veya uzun süreli bir rahatlama moduna geçmektir. Örneklemek gerekirse, size
sevgilimden ayrıldım, çok mutsuzum diyen bir arkadaşınıza, ‘’sorun değil canım,
yenisini bulursun, yakışıklı adamsın/güzel kızsın, hem ben de yaşadım aynı
şeyleri, sana sevgili mi yok’’ dediğiniz anda emin olun ki ona daha çok zarar
veriyorsunuz. Ona ne lan o saatte sen de aynı şeyleri yaşadıysan, o da biliyor
başka birini bulabileceğini, ama acısı taze ve sadece anlatmak istiyor.
Hâlbuki o bunları anlattığı esnada omzuna
hafifçe bir dokunup, ‘’anlıyorum seni’’ dermişçesine yavaşça bir kafanızı
sallasanız ve ortam garip ama rahatlatıcı bir sessizliğe bürünse, işler
bambaşka bir hal alır. Öncelikle o kişi dinlendiğini ve anlaşıldığını anlar,
onunla hemhal olunduğunu düşünür, sözlerinin değer bulduğunu, dinlenildiğini
hisseder. Onlarca boş söz yerine, sessizliği, beden dilini veya birkaç samimi
kelimeyi tercih edebiliriz. Samimiyetimizi kaybettikçe, maalesef, karşımızdaki
insanı dinleme ve anlama yetimizi de kaybediyoruz.
Epiktetos diyor ki: ‘’ Bir güzel söz söyleme
sanatı varsa, bir de güzel anlama ve dinleme sanatı vardır.’’. Allah bize
dinlemesini bilen kullar olmayı nasip eylesin. Selametle.
