29 Nisan 2018 Pazar

Gecenin Hengâmesi




  Gecenin bir vakti tırmanıyorsun zihnime
  Kanser hücreleri gibi çoğalıyorsun gitgide
  Öyle bir lanet ki bu yazılmış kaderime
  Kabul etsem olmuyor, isyan etsem olmaz nasıl bir hengâme

  Saçlarının sırmasını boynuma dola as beni
  Kolaysa gel içimden at seni
  Çektiğimi bir başkasına anlatamadığımdandır ki
  En iyi dostum beyaz bir sayfa ve birkaç aşk şiiri

  Gözlerinin kahvesinde ayıldığım sabahlarım var
  Dudaklarının arasında aldığım nefeslerim var
  Kirpiklerinin ucunda tutunduğum dallarım var
  Gül yüzünde dalıp gittiğim derinliklerin var



  İsmail İsmail
Bir Tebessüm


Çelişkiler çağında yaşıyoruz. Dört bir yanımız bilgilerle donatılmış ama biz hakikatten yoksunuz. Bunun da farkında değiliz. Olgunlaşamıyoruz. Doğrusu olgunlaşmak nedir onu dahi bilmiyoruz. Sevemiyoruz, çünkü seversek benliğimizin yiyeceği o ağır darbeden korkuyoruz. Seversek gücümüzü kaybederiz, yeni bir zaafımız olur. Biz zaaflardan korkuyoruz. Mükemmel olamayacağımızı bildiğimiz halde mükemmelliğe soyunuyoruz. Neden? Çünkü bize dayatılan hayat bu. Bir sürü paranın getireceği o uydurma mutluluğun hayalleriyle süslüyoruz düş dünyamızı. O esnada bir dosta sarılmak nedir unutuyoruz. Zevklerimiz sahte, ama hiç de öyle durmuyorlar değil mi? Gerçekmiş, gerçeğin ta kendisiymiş gibi. Çok eğlenmek istiyoruz. Günümüzü gün etmek, filmler, diziler seyretmek, güzel yemekler yemek istiyoruz. Olursa arada bir derdimiz onu anlatıp aradan sıyrılmak istiyoruz. Muhabbet etmek istemiyoruz, laf takası yapmak istiyoruz. Biz anlatalım onlar dinlesin, onlar anlatsın biz dinlermiş gibi yapalım. Başrolüyüz ya hayatlarımızın -başroller ölmez- ona göre davranıyoruz. Kırıyoruz, aldırış etmiyoruz. Ama kırıldığımızda dünyayı yerle bir edebiliriz. Bir engel çıkmayıversin karşımıza, öfkemiz yanardağ, patlıyoruz. Ağlamayı zaten unuttuk. Gözyaşlarımız en tenha vakitlerde bir iki damla bırakıyor kendini, o da biyolojik bir unsur, yoksa ağlamayız biz, güçlüyüz. Nerede bir yetim görsek, ne başını okşaması saçmalamayın, cebimizdeki bozuklukları veriyoruz. Hem ne yapacak bu zamanda merhameti, daha somut şeylere ihtiyacı var.

 Sonra bir gün bir el dokunuyor hafifçe omzumuza, kardeş diyor, siz yaşamıyorsunuz. Siz programlanmışsınız ve ona göre hareket ediyorsunuz. Öfkeleniyoruz tabi, hangi densiz bizim fevkalade hayatımıza laf etme cesaretini gösterebilir. Sonra aniden sarılıyor bize. Garip, çok uzaklardan gelen bir duygu hissediyoruz. Bir yerlerden tanıdık ama nereden? O sarıldıkça gözyaşları dökülüyor oluk oluk gözünden, yine anlam veremiyoruz. Bu ne tuhaflık böyle? Nereye düştük biz? Sonra bir koku geliyor burnumuza aniden. Öyle on metre, yirmi metreden gelen bir koku değil bu, ta çocukluğumuzdan geliyor. Masumiyetin, saflığın timsali olarak geliyor. Annemiz geliyor aklımıza. Yatağımızda uyuyamadığımız, işten dönse de içimiz rahatlasın diye beklediğimiz babamız geliyor. Ve işte o büyük zaaf anı. Gözlerimizden yaşlar oluk oluk akıyor yıllar sonra. O suni gücümüzü kaybettiğimizi hissediyoruz. Onun yerini bambaşka bir his alıyor bu sefer. İlk başlarda adını koyamıyoruz, epey uzak kalmışız tabi. Birden omzumuza dokunan o el fısıldıyor, umut diyor. Umut, yıllar sonra tekrar hatırladığımız o his. Gücümüzü tekrar toparlamaya başlıyoruz. Ama bu sefer farklı. Bu defa güç sarhoş etmiyor bizi, biz hükmediyoruz ona. Acıyı iliklerimize kadar hissediyoruz. Batılı dostumuz görse bize mazoşist der, biz onu tarif edemiyoruz. Yeniden çıkıyoruz yola. Varılacak yerin pek önemi yok bu defa. Yolun, yolculuğun bizzat kendisinden esinleniyoruz, İthaki misali. Ve en önemlisi umut eşlik ediyor bize, yüzümüzde yıllar sonra bir tebessüm, bütün cırtlak kahkahaları kahreden, bir masum tebessüm.


Kaynak: Fiyaka Dergisi 16. sayι

26 Nisan 2018 Perşembe


Öğrenilmiş Çaresizlik-Pasif Depresyon





Güç ve kontrol ilişkisi eylemlerimizde son derece önemli rol oynarlar. Çoğu insan, birçok zaman, geçmişte başardıkları şeyler sayesinde yeni karşılaştıkları durumlarla başa çıkabilme güçlerinin ve potansiyellerinin olduğuna inanırlar. Eğer bu güç ve kontrol bilinci eksikse, isteksizlik ve güçsüzlük duyguları ağır basar. Şayet memnun olmadığınız bir işte çakılı kalmış hissediyorsanız ve yeni bir iş bulma konusunda yetersizseniz veya yeni beceriler elde edemeyeceğinizi düşünüyorsanız, değişim için yeterli çabayı göstermeniz imkansızdır. Veya size zarar veren bir ilişkideki kişiye çok bağlıysanız ve ilişkiyi düzeltme ya da bitirme konusunda güçlük çekiyorsanız, çektiğiniz acıya katlanmaya devam edebilirsiniz.


 Davranışçı psikolojinin en önemli isimlerinden Martin Seligman, güç ve kontrol hakkındaki algılarımızın tecrübe ile kazanıldığını öne sürüyor. Seligman’a göre insanın bazı yaşam olaylarını kontrol etme çabalarının sürekli olarak hüsrana uğraması, o insanın kontrol için verdiği çabalardan tamamen vazgeçmesine yol açar. Eğer bu başarısızlıklar yoğun sıklıkta tekrarlanırlarsa, kişi bunları genelleyip kontrol kaybına boyun eğer. Bunun sonucunda doğan ruh haline, Seligman edilgen/pasif depresyon veya öğrenilmiş çaresizlik ismini vermiştir.

 Bu konu üzerine yaptıkları deneylerde Martin Seligman ve Steven Maier, ilginç sonuçlar elde etmişlerdir. Denek köpekler ne kaçabilecekleri ne de kontrol altına alabilecekleri elektroşoka maruz bırakılmışlardır. Uzun süre kaçışı olmayan elektroşoka maruz kalan köpeklere son raddede kaçış yolunun açılıp, kolay bir şekilde kaçabilecekleri bir imkan tanınmasına rağmen, denekler bunu gerçekleştirmemişlerdir. Normal şartlar altında, bir diğer grup köpek zıplayarak elektroşoktan kaçabilecekleri bir kutuya koyulmuşlardır ve bu köpekler elektroşoktan  kaçmayı öğrenmişlerdir. Fakat bir önceki kaçış yolu olmayan grup aynı kutuya konulduğunda, ellerinde zıplayarak elektroşoktan kurtulma imkanları olmasına rağmen, bunu öğrenememiş ve gerçekleştirememişlerdir.

 Seligman bunu yorumlarken, önceki tecrübeye dayalı öğrenilmiş çaresizlik terimini kullanmıştır. Yani köpekler yeni yerleştirildikleri kutularda elektroşoktan kaçma ihtimalleri çok kolay -sadece zıplayarak- olmasına rağmen, geçmiş tecrübelerinden dolayı bunu öğrenememiş, deneme girişiminde dahi bulunmamışlardır. Kısacası savunmasız ve çaresiz olmayı benimsemişlerdir.

 Konumuza dönecek olursak, insanlar kontrol eksikliklerinin, geçici değil de kalıcı olacaklarına inanırlarsa ve bunu çevresel değil de içsel faktörlere, yani kişisel özelliklerine bağlarlarsa, depresyona yakalanma ihtimalleri o derece çoğalır. Bütün bu araştırmaların ışığında rahatlıkla söyleyebiliriz ki, bu konuların ne kadar bilincinde olursak, zor durumlarla başa çıkma yeteneğimiz de o derece artış gösterir.