15 Temmuz 2018 Pazar

                               
İnce Sızı



 Yeşillik bir alanda bir dost meclisindeyim. Bir yandan arkadaşım gitarda Ahmet Kaya'dan ''Kum Gibi'' şarkısını çalıyor, bir yandan da ona eşlik etmeye çalışırken bu satırları yazmaya çabalıyorum. Yaşamın zorluğu üzerine düşünüyorum, aklıma sürekli farklı acılar geliyor. Evladını kaybetmiş anne babalar, yetim çocuklar, haksızlığa uğramış masum canlar, hayatın darbesini yemiş mazlumlar ve daha niceleri.

 Ve diğerleri. Vurdumduymazlığı hayatlarının merkezine koymuş ''insanlar''. Çok güzel işleri, çok güzel arabaları, üst düzey makamları var. Yön algıları da bir acayip bu insanların. Sağa, sola bakmıyorlar, belki de bakmak istemiyorlar. Sanki hayat düz bir çizgiden ibaretmişçesine, sadece önlerine bakıyorlar. Dönüp bir baksalar, etraflarındaki acıları görecekler ve belki de vicdanları sızlayacak. Bu yüzdendir ki, kendilerini çok rahat kandırabiliyorlar. Onlar yapay bir mutluluğun içinde yaşamlarına devam ederken, mahalledeki yangına göz ucuyla bile bakmıyorlar.Ama maalesef bilmiyorlar ki, o alevler bir gün onların da etrafını saracak. Onların da o huzur halisünasyonu gün gelecek sona erecek.

 Onlara yardım etmek istiyorum. Durun demek istiyorum. Allah'ınızı severseniz bir yavaşlayın ve etrafınıza bir bakıverin. Yıkın bu içinizdeki ''bana dokunmayan yılan bin yaşasın'' algısını. İnsan olduğunuzu hatırlayın ve bu robotça yaşadığınız hayatı bir kenara koyun. Hatırlayın sevmenin ne demek olduğunu, hatırlayın özünüzde yatan o merhamet duygusunu.

 Bütün bu düşünceler aklımı deşerken, cırcır böceklerinin sesine takılıyor kalbim. Sonra gitarın tınıları. Hüzün ve mutluluk aynı anda göğsümde çırpınıyor ve aniden kendimi sessiz bir mutluluğun ortasında buluyorum. Hayatın bütün koşuşturmacalarından firar ediyor kalbim. Yaşamak diyorum, insanca yaşamak; zor ve meşakkatli. Ruhumun derinliklerindeki ince sızı bana yeniden savaşma gücü veriyor. Aklıma Tarık Tufan'ın bir kitabında okuduğum o muhteşem satırlar geliyor: "Ve Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır.''. Ve yine gitardan gelen bir şarkı eşliğinde yazıma (iç dökümüme) son veriyorum: ''Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe.''

7 Temmuz 2018 Cumartesi

Batı Trakya'ma Açık Mektup






Eğer intiharlar konusunda bir önlem almak istiyorsak, bunun başlıca sebeplerinden birinin baskıcı toplum yapımızın olduğunu kabullenmemiz gerekiyor. Herkesin malumudur, teşhis olmadan tedavi olmaz. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra çok enteresan bir toplum yapımız var. Modern dünyanın getirdiği sıkıntılara, dedikodu kültürü, başarı/başarısızlık kavramının yanlış algılara dayalı bir biçimde değerlendirilmesi vesaire eklenince, ortaya çıkan durum zayıf bir karakterle yetiştirilmiş insanlar için son derece yıkıcı oluyor. Toplum travmaları artı aile travmaları eşittir umutsuzluk/depresyon demektir. Öncelikle ailelerin sonra da her bir bireyin kendisini gözden geçirmesi şart. Tebessüm etmeyi bilen bir toplum şart. Dediğim gibi intihar gibi vakaları engellemek için maneviyat ağırlıklı ve sevme kapasitesi yüksek bir toplum oluşturmamız gerekiyor. Ne yazık ki çıkarcılık/faydacılık üzerine master yapmış insanların arasında yaşıyoruz. "Değer" kavramını eurodan ibaret sanıyoruz. Bu algılarla devam edersek üzülerek söylüyorum, daha çok insanımızı kaybederiz. Kişisel olarak, umutsuz insanımıza gerçek manada yardım etmek amacıyla oluşturulacak herhangi bir oluşumda her türlü fedakarlığı yapmaya hazırım. Ama anlamamız gereken bir şey var ki, önce birbirinin yüzüne bakabilen bir toplum oluşturmamız şart. İster inanın ister inanmayın, bir samimi gülümseme hayatına son verme kararı alan bir insanın düşüncelerini değiştirebilir. Samimiyetini kaybeden bir toplum zaten ruhen intihar etmiştir. O yüzden bizim samimiyeti tekrar yeşertebilmemiz gerekiyor. Kolay mı? Kesinlikle değil, ama imkansız da değil. O yüzden özellikle gençlere çağrımdır; kendinizi bir çıkmazın içinde hissediyorsanız bilin ki yalnız değilsiniz. Burada bir yerlerde az da olsa samimi, güvenebileceğiniz ve size güvenecek insanlar var. Bu toplum sizi çok zorluyor, biliyorum. Ama bunun üstesinden azınlık içinde azınlık olsak bile el ele vererek geleceğiz. Lütfen bunu samimi bir çağrı olarak kabul edin. Atalım artık şu tohumları.