Sessiz Çığlık
‘’Dünyada
kendimi esir olmuş hissediyorum.’’ Ağzından çıkan her bir cümle çaresizliğinin
boyutunu ele veriyordu. Bir akşam vakti dayanmıştı kapıma, yardıma muhtaç
olduğu her halinden belliydi, fakat o izlenimi vermemek için olan gücüyle çabalıyordu.
Tanışmamız öyle çok da uzun bir zamana
dayanmıyordu. Yedi ay önce bir patoloji uzmanının bekleme salonunda karşılaştık Orhan’la. Ben babama eşlik ediyordum, o
ise sebebini bilmediği kalp çarpıntılarının, terlemelerin ve mide
bulantılarının peşine düşmüştü. Babamı beklerken epey sıkıldığımdan ve yaş
olarak kendime yakın gördüğümden Orhan’la muhabbet etme girişiminde bulundum.
Epey sıcakkanlıydı. Başlarda biraz çekingen olsa da konuşmaya başladık ve çabuk
kaynaştık. Neden orada bulunduğumuzdan başlayıp, hayatlarımızdan
kısa kısa bilgilerle devam ettik. Babam çıkıp da sıra Orhan’a geldiğinde
numarasını istedim ve birbirimize bir kahve içme sözü vererek vedalaştık.
Sonrasında, yedi sekiz defa buluştuk Orhan’la.
Samimi bir dostluğumuz olmuştu. Telefon aracılığıyla da sık sık
mesajlaşıyorduk. Fakat sorun şu ki, ilk görüşmemizden itibaren, her
görüşmemizde biraz daha bitkin buluyordum Orhan’ı. Yaptığı onca tahliller,
gittiği onca doktor patolojik bir sorunu olmadığını söylemiş. Ara ara iyi
hissetse de, yakınmaları bitmiyordu Orhan’ın. Anksiyete nöbetleri, kusmalar,
titremeler, kalp çarpıntıları hayatını git gide zorlaştırıyordu. Üstelik yaşam
koşulları da bir türlü rahat nefes aldırmıyordu Orhan’a. Son zamanlarda ziyaret
ettiği psikologdan da şikayetçiydi ve ne yapacağını bilmiyordu.
Son görüşmemizden bu yana üç hafta geçmişti
ki, o gece Orhan kapımda beliriverdi. Kapıyı açıp elimle içeri girmesi için
işaret yapar yapmaz tuvalete koştu. Beş dakika boyunca ev oğürme ve kusma
sesleriyle inledi. Çıktığında yine mi kaygı nöbeti diye sordum ve onaylarcasına
acı bir şekilde basını sallayıp durdu. Gözleri kan çanağına dönmüş, yüzündeki
onulmaz ifadeyle rahatsızlık verdiği için benden özür diledi. Onu
sakinleştirmek için konuşmaya çalışsam da, biraz sonra bunun pek de kifayetli
olmadığını anladım. Orhan’ın yüzündeki ifadeyi gördükçe, dört yıllık psikoloji
eğitimimin bana verdiği bütün bilgiler yerle bir oluyordu.
Konuşmaya başladı. O an böylesine acılar çeken
bir insanın, bir tür bilgelikle donatıldığını düşündüm. Ağzından çıkan her
cümle filozoflara taş çıkartacak cinstendi. ‘’Bütün bu yaşadıklarıma rağmen
hiçbir zaman isyan etmedim’’ diyordu. ‘’İsyanım hep bunu görmeyen insanlara
karşı oldu. Nasıl olur da öylesine yaşamayı kabul ederler? Neden etraflarında
olup bitene bu kadar kayıtsız kalırlar? Ne zaman birbirlerini dinlemeyi
öğrenecekler? Bu her şeyi bilen tavırlarından bir an olsun vazgeçecekler mi?’’
Cevabını bilmediğim bu sorular yığını beni köşeye sıkıştırır gibi oluyordu ki,
sonrasında Orhan’ın bir cevap beklemediğini anladım. ‘’İnsan üç beş damla kan
ve binbir endişeden ibarettir tezini kabul edersek bu karşımızdakiler ne Ahmet?
Anlamlandıramadığım o kadar çok şey var ki bunların en başında insan geliyor.
Çok hızlı yürüyoruz Ahmet, koşuyoruz adeta. Sanki bilinmeyen bir güç bize
yürümeyi unutturmuş gibi. Oysa bizim yürümenin
huzuruna ihtiyacımız var, dinginliğe ihtiyacımız var, anlıyor musun?’’
Anlıyorum dercesine başımı salladım ve sustum. Söylenecek pek söz yoktu zaten,
öyle hissediyordum.

Cerakote Titanium - Titanium Art and Tools
YanıtlaSilCerakote titanium is a unique titanium price per ounce piece of wood, made titanium max trimmer of aluminum, it has a unique composition and titanium pan is therefore not only suitable for ecm titanium a painting titanium tv alternative but also