Hastane Günlükleri
Yapılan testler ve incelemeler sonucunda
babaannemin hastanede kalmasına karar verildi. İlk gece refakatçi olma görevini
ben devraldım. Karanlık odaları kapladığı andan itibaren hastane
koridorlarındaki kasvet şiddetini bir kat daha arttırdı. Bir yandan babaannemin
durumuna üzülüyor ve onunla ilgileniyor bir yandan da yanımızdaki diğer
hastaların ve refakatçilerin tedirginliğini ve yorgunluğunu adeta içimde hissediyordum.
Ortama eşlik eden tarif edilemez bir koku sanki beynimin ta içerisine işliyor
ve sanki buradaki kederi tarif ediyordu.
Babaannemin yanındaki yataktaki hastalardan
birinin refakatçisi yoktu ve elimden geldiği kadar ona da yardımcı olmaya
çalışıyordum. Gözlerinin içine baktıkça, ruhundaki yalnızlığı hissetmek bana
çok acı geliyordu. Çıkardığım en önemli derslerden biri merhametin ne kadar
kuvvetli bir duygu olduğuydu. İki gün boyunca ziyaretine gelinmeyen ve
refakatçisi bulunmayan hastanın, ilk defa tanıdığı bir akrabasını yanında
gördüğünde yüzünde oluşan gülümseme belki de dünya üzerindeki en güzel
manzaralara taş çıkartabilirdi.
Bütün
bunların ekseninde buradaki insanların ihtiyaçlarının tedaviyle sınırlı olmadığını
bir kez daha öğrenmiş oldum. Bu insanların bir günaydına, bir güleryüze
ihtiyaçları vardı. Burada buram buram ıstırap kokuyordu ve bunu hafifletebilmenin
belki de en doğru yolu hoşgörü ve samimiyetti.
Balkonda ve koridorlarda yapılan sohbetlerin
de, bu hastane serüveninde ayrı bir yeri var. Yeni tanışıklıklar ve herkesin
derdini paylaşma çabası. İnsanların belki de bir savunma mekanizması olarak
kendilerini konuşmaya vermeleri adeta onları rahatlatıyordu. "Acı
paylaştıkça azalır" sözü ne kadar gerçekçi bilmiyorum ama bunun az da olsa
oradaki insanlara ve bana iyi geldiğini sezmek benim için çok zor olmadı. İşte
bu anlarda yaptığım empati, bana melankoliyi iliklerime kadar hissettiriyordu.
Öte yandan babaannemin tanıdığı bir yüzü
gördükçe duygulanıp ağlaması ve hüzünlü bir şekilde sevinmesi, benim hislerimi
de doruk noktasına ulaştırıyordu. Burada insanlar acı çekiyordu ve bu
çektikleri acı dil, din, ırk ve renkle sınırlı değildi. Yanıbaşımızdaki yunanlı
hasta ve refakatçileriyle rahatça acılarımızı paylaşabiliyor ve
dertleşebiliyorduk.
Bu sahte modern dünyada insan kalabilme
mahiyetine erişebilenler için hiç kuşku yok ki en büyük ortak payda, vicdan.
Eşref-i mahlukat olabilme yolunda vicdanımıza sahip çıkmamız gerekiyor, bunu
bir kez daha anladım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder