8 Temmuz 2022 Cuma

 

Alelade Şeyler Kılavuzu


“İnsan bazen neresinden tutacağını bilemiyor.”

 Dikkat kesildiğimiz her olayın bizim için özel bir anlamı vardır. Eğer ki dikkatimiz yönlendirilebilir bir şey ise onu mümkün olduğunca bizi, kendimizi uzun vadede iyi hissettirecek noktalara yöneltmek hiç şüphesiz ki daha evla olacaktır. İyi hissetmek insanın hayatını gerçek anlamda devam ettirebilmesi ve şanına yakışır bir yaşam sürebilmesi adına olmazsa olmaz unsurlardan biri. Aslında her birimiz bu düsturun peşinde koşarken bizi deyim yerindeyse yarış atları gibi bir rekabetin ortasına salan yaşam velvelesi içinde ondan bir o kadar uzaklaştığımızın farkında olmadan nefes alışverişlerimize devam ediyoruz. Bazen basamakları ikişer ikişer çıkıyor bazen de asansörün gecikişine sövmeyi ihmal etmiyoruz.

 Tüm bu telaştan yaşadığı bıkkınlıkla bir sakinlik ve sessizlik anında, aniden fırlayıverdi orta yaşlı bir abinin ağzından bu sözler. İnsan bazen neresinden tutacağını bilemiyor. İlk başta belli bir konu üzerinde söylenmiş biz söz-sitem olduğunu düşünerek ve ne olduğunu daha iyi anlamak adına bazı sorular sordum. Sonrasında anladım ki gayet genel bir cümleymiş ve bir o kadar derin. Hani diyor ya yazar kelimeler bazen bazı anlamlara gelmiyor diye, bazen de kelimeler öylesine bir ağırlık kazanıyorlar ki barındırdıkları harf adetlerinin kat kat üstünde bir mana bütününü tanımlıyorlar. Hani bir kilo pamuk mu ağır bir kilo demir mi diye bir soru dolanırdı ya ağzımızda çocukluk çağımızda, sanki bazen o bir kiloluk şeyler anlam dolu iki kelimeyle kıyaslansa bütün karizmaları sönecekmiş gibime geliyor son zamanlarda.

 Sohbetimiz esnasında o yüz çizgilerinin yorgunluğunu ele verdiği abinin, tıpkı bir çoğumuzda geçerli olduğu gibi iyi hissetmeyi ne kadar geri planda bıraktığını, daha da ötesi hissetmeyi ne kadar törpülediğinin farkına vardım. En sık yaptığımız ve hatta bazen ölümcül olabilen hataların başında iç dünyamızı hafife alarak yaşamımıza en temel duygularımızı ve ihtiyaçlarımızı yok sayarak devam etmemiz geliyor. Geçenlerde bir sohbet esnasında bir arkadaşım eskisine nazaran ne kadar durgun ve vurdumduymaz olduğunu söylerken o eski coşkusunu kaybettiğinden yakınıyordu. Onun söylediklerini duyan ortamdaki diğer arkadaşlar da o dillendirdikten sonra sanki büyük bir keşifte bulunmuşçasına kendilerinin de benzer bir duygudurumda olduklarını fark ederek ne kadar da haklı olduğunu belirttiklerinde bu durumun üzerinde kafa yorulması gereken bir şey olduğu kanısına vardım. Gerçekten de iyice analiz ettiğimizde hepimizin az veya çok benzer haller içinde bulunduğumuzun veyahut benzer sıkıntılarla harmanlandığımızın farkına vardım.

 Peki, var mıdır bizi bu pasifize eden vaziyetin bir çaresi diye sorulduğunda cevabın yine bizde olduğunun farkına varmam kolay olmadı. Kişisel gözlemlerim beni “şikâyet” kavramının ellerine bıraktı. Her şeyden şikâyet edinmeyi düstur haline getirmiş, mızmızlık psikolojisinin esiri olmuş ve kendi kendini kurban haline getiren bir insan ve toplum profiliyle çevrelenmiş durumdayız. O yüzdendir ki ne yapacağımızı, nereden tutacağımızı bilemiyoruz ve bir kısırdöngü içinde hapsoluyoruz. Sürekli ve belli aralıklarla tekrarlanan olumsuz düşünceler insanın kötü hissetmesini sağlamakla kalmaz bunun yanında yeni olumsuz düşüncelerin de ortaya çıkmasını sağlayarak bizi daha kötüye doğru sürüklerler. Öncelikle düzgün zihinsel işleyiş engellenir ve akabinde şikâyet yeni şikayetleri doğurur ve bu böylece bir nevi bir bağımlılık haline gelmeye başlar. Ancak söz konusu bağımlılık yaygınlaşan ve hızlıca bulaşan bir etkiye sahiptir, bu da toplumsal ağların olumlu veya olumsuz hislerin/duyguların ne kadar kolay bireyden bireye aktarılabildiğini gösteren çalışmaları teyit eder niteliktedir.

 Şimdi doğal olarak aklınızda basit bir serzenişten nerelere geldik gibi bir soru dolanıyor olabilir. Ancak insan bazen hakikaten neresinden tutacağını bilemiyor ve bunda bizim gündelik, alelade olarak gördüğümüz küçücük detayların kocaman payları olabiliyor. Bu gibi durumlarda bize en iyi pusula işlevi görecek olan mekanizma; iç muhasebedir. Evet, bazen neresinden tutacağını bilemeyeceğiz, bazen migrenimiz tutup, uykularımız kaçacak. Durmamız gerektiğini anladığımızda duracak, yürümemiz gerektiği anda yürüyeceğiz ve dürtülerimizin bizi yönetmesine izin vermeden biz onları yöneteceğiz. Gündem üstümüze gelecek, sistem dört bir koldan etrafımızı saracak, şikayetler kulaklarımızda çınlama haline gelecek. Ancak biz, bütün bunlar olurken kalkıp müziğin sesini açmayı ve bütün yaygaranın orta yerinde tınıya odaklanmayı başarabileceğiz. Çünkü insan, bazen neresinden tutacağını bilir. Yeter ki insan olduğunu unutmasın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder