Mutluluğun Karanlık Yüzü
İstisnasız her insan
hayatında mutlu olmak ister ve bunun için çabalar. Ancak herkesin mutluluğa
atfettiği anlamlara baktığımızda farklı şeyler tahayyül ettiklerini rahatlıkla
gözlemleyebiliriz. Kimisi için iyi bir iş, iyi bir araba, iyi bir maaş
mutluluğun kaynağı olarak görülmekte iken kimisi için mutluluk farklı şeyler
anlamına gelebiliyor. Kuşkusuz bunların hepsinde mutluluktan bir parça
bulabiliriz. Bir insan iyi bir araba edindiğinde mutlu olabilir ancak bu mutlak
mutluluğa eriştiğine dair bir işaret değildir, olamaz da.
İnsanlar çoğu zaman
mutluluk ile mutluluk halüsinasyonlarını karıştırma eğiliminde oluyorlar. Güzel
maaşlı bir işe giren birisi bunun geçici bir durum olabileceğini ve bunun içsel
mutluluğunu kazanma adına sadece bir araç olabileceğini unutup bu sanrının
içerisinde kaybolabiliyor, ta ki beklenmedik bir olay olup işten çıkarılıncaya
kadar. Olağandışılık içinde bulunduğumuz hayatın vazgeçilmez kurallarından
birisini oluşturuyor. Her an, her türlü şeyle karşılaşabilme ihtimaline tekabül
eden hayatın bu olağandışılığı bizi beklenmedik iyi veya kötü sürprizlere karşı
hazırlamakta önemli bir rol oynuyor. Ancak günümüz mutluluk endüstrisi toplumu bizleri sürekli mutlu olmamız
gerektiği, mutsuzluğun ne menem insanı mahveden bir şey olduğu yalanına
inandırmış durumda.
Eli kalem tutan profesyoneller sürekli bize nasıl
mutsuzluktan kaçınmamız gerektiği hususunda kurallar dikte ediyorlar. Bir
yakınınızı mı kaybettiniz, alın size en kısa sürede acısını alt etme yolları. Halbuki
yas sürecinin her insanın biricik olan kişiliğine göre farklılık gösterdiğine
dair bir şey bilmiyorlar demeyeceğim, gayet iyi biliyorlar ama bu devirde neyin
piyasa değerinin yüksek olduğunu, neyin daha çok sattığını da çok iyi
biliyorlar. Sıkıntılarımızdan bir an evvel kurtulmamız için bize en kestirme
yolları sunmaya çalışıyorlar, yersek. Genelde yiyoruz, çünkü içinde yaşadığımız
dünya o kadar büyük bir psikolojik savaş vermemizi gerektiriyor ki doğal olarak
bazen geçici anestezilere ihtiyaç duyuyoruz. Bütün bunları çok iyi biliyorlar
ve bu zaaflarımızdan çok iyi yararlanıyorlar.
Peki biz bu karmaşıklığın
içinde nasıl bir tavır takınmalıyız diye kendi kendinize soruyor olmalısınız. Öncelikle
belirtmem gerekiyor ki mekanik bir tavır alarak şunları yaparsanız bu
problemleri yaşamazsınız gibi tavsiyeler verecek biri ve sizi mutluluğa
götürecek adımları bir bir sıralayacak ve bunu yapmak isteyecek biri değilim.
Ancak farkına varmamız gereken bir şey var ki o da en az mutluluk kadar
mutsuzluk da hayatımızın bir o kadar içinde, bunun bilincinde olmamız
gerekiyor. Her an iyi bir haber alabileceğimiz gibi, her an kötü bir haberle
yerle bir olmamız da bir o kadar mümkün. Hayatın akışkanlığı hepimizin malumu,
her saniye ayak uydurmamız gereken bir sürü gelişme oluyor ve dünyanın bu hızına
yetişmeye çalışırken bazen kaybolup gidebiliyoruz. Her şeyin insan için olduğu
sürekli dilimizde ama bu yetmiyor, bunu yaşantılarımıza da adapte etmedikten
sonra bu söylenilenler bir laf kalabalığından fazlasını ifade etmiyor.
Mutluluğu orada ulaşılmayı
bekleyen ve bazı adımlar sonucunda ona erişeceğimiz bir şey olarak gördüğümüz
müddetçe daha fazla mutsuzlukla harmanlanacağız. Mutsuzluğu göz ardı ettiğimiz
her dakika o en beklemediğimiz anda gelip bizim kapımızı çalacak. Biz mutluluğu
sadece somut şeylerde aradıkça bize yalnızca anlık hazlar eşlik edecek. Bir
keder sürecinden geçmedikçe mutlu olmanın mümkün olamayacağını kavramamız
gerekiyor. Çünkü tıpkı modern filozoflardan James
Robert Brown’ın da dediği gibi, “mutluluk
sorunsuz bir yaşam değil, onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir”.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder